Sevdiğim bir arkadaşım vasıtasıyla çok sevdiğim bir Yen Türkü şarkısının orijinal sözlerine ulaştım...
somewhere i have never traveled, gladly beyond
any experience, your eyes have their silence:
in your most frail gesture are things which enclose me,
or which i cannot touch because they are too near
your slightest look easily will unclose me
though i have closed myself as fingers,
you open always petal by petal myself as Spring opens
(touching skilfully, mysteriously) her first rose
or if your wish be to close me, i and
my life will shut very beautifully, suddenly,
as when the heart of this flower imagines
the snow carefully everywhere descending;
nothing which we are to perceive in this world equals
the power of your intense fragility: whose texture
compels me with the colour of its countries,
rendering death and forever with each breathing
(i do not know what it is about you that closes
and opens;only something in me understands
the voice of your eyes is deeper than all roses)
nobody, not even the rain, has such small hands
e.e.cummings
ref:http://astherain.blogspot.com
12 Ağustos 2011 Cuma
Kelimelerin gücü serisi 1: MERAK
Merak Edilebilinir
Merak Duyulabilinir
Merak Sarılabilinir
Merak Salınabilinir
Merak Cezbedilebilinir
Merak Bağışlanabilinir
Merak Yenilebilinir
Merak Geçebilir
Meraka Yenik Düşülebilinir
Meraklı Olunabilir
Merakına Dokunulabilinir
Merakta Bırakılabilinir
Merakta Kalınabilinir
Meraka Düşülebilir
Meraktan Çatlanabilir
Merak Getirilebilinir
Meraklanılabilinir
Bilim Merakla Başlar
Fazla Merak İyi Değildir
Benim favorim:
Merak Kediyi Öldürür…
Merak Duyulabilinir
Merak Sarılabilinir
Merak Salınabilinir
Merak Cezbedilebilinir
Merak Bağışlanabilinir
Merak Yenilebilinir
Merak Geçebilir
Meraka Yenik Düşülebilinir
Meraklı Olunabilir
Merakına Dokunulabilinir
Merakta Bırakılabilinir
Merakta Kalınabilinir
Meraka Düşülebilir
Meraktan Çatlanabilir
Merak Getirilebilinir
Meraklanılabilinir
Bilim Merakla Başlar
Fazla Merak İyi Değildir
Benim favorim:
Merak Kediyi Öldürür…
Kaburga Kemiğinden Kadınlar
Eski bir "rivayete" göre. Tanrı Havva'yı Adem'in kaburga kemiğinden yaratmış. Objektif olmaya çalışıyorum zira konunun özünde ilk önce topraktan yaratılan "esas ilk kadın'ın" ,kaldı ki ismi Lilith olarak geçer, Adem'e boyun eğmemesi buna sebep olmuş. Hatta başka rivayete göre bu boyun eğmeyen kadına meleklerce verilen görevler nedeniyle Lilith kelimesi sonradan illet kelimesinin kökenini oluşturmuş ki durum burada gerçekten vahimleşiyor. Bu yazıda konumuzun boyun eğen kadınlarla daha ilgili olması Lilith konusunu bir sonraki zamana bırakmama sebep oldu.
Antik ve öncesi çağlardan günümüze birkaç radikal ve marjinal toplum veya mitolojik kayıtlar hariç erkeğin ön planda olduğu kadının ise ancak teslimiyet gösterebildiği bir dünyada yaşıyoruz. Bu zehirin bu kadar yerleşik olmasının esas sebebi yeni nesil kadınların zihnine yerleştirenin eski nesil kadınlar olması muhakkak. Erkeğin fiziksel gücü avcı ve toplayıcı zamanlarda belki onu önde bir konuma yerleştirmiş olabilir ancak yaşadığımız modern çağda sadece fiziksel özelliklerini kullandığı işlerde çalışanlar genelde toplumun en alt tabakasını oluşturuyor.
Birkaç adım öteye gidersek zihin ve öngörü gibi yetenekleriyle toplumda var olan insanlar özellikle bu fiziksel özelliklerini geride bırakmaya başlıyorlar diyebiliriz. Bu durum oluştuğunda teoride kadınlar artık daha fazla rekabet alanına girebilecek şansı elde ediyorlar. Tabii ki eski düşünce yapısı ve toplumların "hala" ulaşamadığı medeniyet seviyeleri nedeniyle kadın yine de eşit rekabet hakkına sahip olamıyor.
Bir süredir çok popüler olan sosyal medya içerisinde tam da bu konu nedeniyle bazı kadınların çizdikleri yollar çok dikkatimi çekiyor. Özellikle bu kadınlar sergiledikleri ödün vermez duruşlar, edindikleri kariyer başarıları ve birey olduklarını kanıtlarcasına özgür tavırları ile ön plana çıkanlardan. Bunu yaşlara göre sınıflandırmaya bile gerek duymuyorum zira hemen her yaşta bu tarz "güçlü" veya "parlak geleceği vaadeden" kadınlara rastlayabilirsiniz. Bazı kadınlarda ise merakımı cezbeden bu olumlu gelişmeleri gölgede bırakacak kadar korkunç bir durum vukuu buluyor ne yazık ki. Kadın bir erkekle birleştiriyor hayatını.
Ben ilişki hele ki evlilik düşmanı bir insan hiç değilim. Ancak hangi tür ilişki olursa olsun taraflardan biri diğerine sürekli teslimiyetle bağlanıyorsa ve karşısındakinin hayatında çözünüyorsa orada dünyalar başıma yıkılıyor. Sen ki küçük yaşların sınır tanımazlığını, onlu yaşların duygusal uçurumlarını içmişsin... Sen ki yirmili yaşlarında korkunç yalnız ve zorda kalmış ama belki otuzlu yaşların başında hepsini alt etmişsin... Dişinle tırnağınla kazıyarak bir hayatı yoktan yaşamak durumunda kalmışsın, nasıl bu kadar kolay ve hızlı bir şekilde "sanki aslında hep bunu aramışsın" gibi başkasının hayatında bir eklem, bir uzva dönüşebilirsin.
Ben de çok yalnız kalabilirim ki aslında hepimiz çok çok yalnızız. Ancak yalnız olmamızın bize büyük lutfu olan birey olabilme özelliğimizi, en başından beri örüp gittiğimiz karakterimizi, düşünce yapımızı ve fikirlerimizi nasıl bu kadar kolay hiçe sayıp başka birşeye dönüşebiliriz ki? Sen o rivayette bahsedildiği gibi sadece bir kaburga kemiği olarak yaşamaya nasıl adayabilirsin kendini? Geldiğin yerin kökeninin hiç mi kıymeti kalmıyor gözünde? Bunca yaşadıkların sadece "zaman geçirme" miydi yani? Peki hayatına eklemlendiğin o insan gün gelip evrimleştiğinde senden ayrılmak için gözü yeterince kararırsa önceki hayatına ne yüzle dönebileceksin?
Nice ideolojileri veya siyasi görüşleri, bütün fikirleri ve duyguları anlamasam inanmasam bile kabul edebilirim bir şekilde. En kötü izole edebilirim zihnimi bunlardan. Ancak kendi bireyliğimi yaralıyor bir insan evladının en büyük özelliği olan bireylik hissinden vaz geçmesi. Ucu bana dokunuyor yahu!
Antik ve öncesi çağlardan günümüze birkaç radikal ve marjinal toplum veya mitolojik kayıtlar hariç erkeğin ön planda olduğu kadının ise ancak teslimiyet gösterebildiği bir dünyada yaşıyoruz. Bu zehirin bu kadar yerleşik olmasının esas sebebi yeni nesil kadınların zihnine yerleştirenin eski nesil kadınlar olması muhakkak. Erkeğin fiziksel gücü avcı ve toplayıcı zamanlarda belki onu önde bir konuma yerleştirmiş olabilir ancak yaşadığımız modern çağda sadece fiziksel özelliklerini kullandığı işlerde çalışanlar genelde toplumun en alt tabakasını oluşturuyor.
Birkaç adım öteye gidersek zihin ve öngörü gibi yetenekleriyle toplumda var olan insanlar özellikle bu fiziksel özelliklerini geride bırakmaya başlıyorlar diyebiliriz. Bu durum oluştuğunda teoride kadınlar artık daha fazla rekabet alanına girebilecek şansı elde ediyorlar. Tabii ki eski düşünce yapısı ve toplumların "hala" ulaşamadığı medeniyet seviyeleri nedeniyle kadın yine de eşit rekabet hakkına sahip olamıyor.
Bir süredir çok popüler olan sosyal medya içerisinde tam da bu konu nedeniyle bazı kadınların çizdikleri yollar çok dikkatimi çekiyor. Özellikle bu kadınlar sergiledikleri ödün vermez duruşlar, edindikleri kariyer başarıları ve birey olduklarını kanıtlarcasına özgür tavırları ile ön plana çıkanlardan. Bunu yaşlara göre sınıflandırmaya bile gerek duymuyorum zira hemen her yaşta bu tarz "güçlü" veya "parlak geleceği vaadeden" kadınlara rastlayabilirsiniz. Bazı kadınlarda ise merakımı cezbeden bu olumlu gelişmeleri gölgede bırakacak kadar korkunç bir durum vukuu buluyor ne yazık ki. Kadın bir erkekle birleştiriyor hayatını.
Ben ilişki hele ki evlilik düşmanı bir insan hiç değilim. Ancak hangi tür ilişki olursa olsun taraflardan biri diğerine sürekli teslimiyetle bağlanıyorsa ve karşısındakinin hayatında çözünüyorsa orada dünyalar başıma yıkılıyor. Sen ki küçük yaşların sınır tanımazlığını, onlu yaşların duygusal uçurumlarını içmişsin... Sen ki yirmili yaşlarında korkunç yalnız ve zorda kalmış ama belki otuzlu yaşların başında hepsini alt etmişsin... Dişinle tırnağınla kazıyarak bir hayatı yoktan yaşamak durumunda kalmışsın, nasıl bu kadar kolay ve hızlı bir şekilde "sanki aslında hep bunu aramışsın" gibi başkasının hayatında bir eklem, bir uzva dönüşebilirsin.
Ben de çok yalnız kalabilirim ki aslında hepimiz çok çok yalnızız. Ancak yalnız olmamızın bize büyük lutfu olan birey olabilme özelliğimizi, en başından beri örüp gittiğimiz karakterimizi, düşünce yapımızı ve fikirlerimizi nasıl bu kadar kolay hiçe sayıp başka birşeye dönüşebiliriz ki? Sen o rivayette bahsedildiği gibi sadece bir kaburga kemiği olarak yaşamaya nasıl adayabilirsin kendini? Geldiğin yerin kökeninin hiç mi kıymeti kalmıyor gözünde? Bunca yaşadıkların sadece "zaman geçirme" miydi yani? Peki hayatına eklemlendiğin o insan gün gelip evrimleştiğinde senden ayrılmak için gözü yeterince kararırsa önceki hayatına ne yüzle dönebileceksin?
Nice ideolojileri veya siyasi görüşleri, bütün fikirleri ve duyguları anlamasam inanmasam bile kabul edebilirim bir şekilde. En kötü izole edebilirim zihnimi bunlardan. Ancak kendi bireyliğimi yaralıyor bir insan evladının en büyük özelliği olan bireylik hissinden vaz geçmesi. Ucu bana dokunuyor yahu!
29 Haziran 2011 Çarşamba
Pozitif elektrik 290611
-Sabah uyandığında hatırlamadığın bir numaradan güzel bir SMS görmek
-Geç çıktığın kafe katında sevdiğin sandeviçten kalmış olması
-Akşama güzel bir plan olduğunu hatırlamak
-Herşeyiyle Barış Manço :)
-Geç çıktığın kafe katında sevdiğin sandeviçten kalmış olması
-Akşama güzel bir plan olduğunu hatırlamak
-Herşeyiyle Barış Manço :)
28 Haziran 2011 Salı
Zora koşanlar...
Tüm ilişkiler basma kalıp aynıdır. Oyun yüz yıllar önce yazılmış aslında, yalnız sinema daha icad edilmediğinden tiyatroya uyarlanmıştır. Nesiller boyu karakterler sürekli değiştiği için yorumlamaları değişiyor yalnızca yoksa metin hep aynı anlayacağın. Bu oyun o zamanın şartlarının çok ötesinde yazılmış da günümüze gelebilmiş ve hatta izleyicilerin de oyuna dahil olabildiği "interaktif" yapı da sırf bu şenlik için geliştirilmiş yoksa şimdiye çoktan tükenirdi nefesi.
Sonuç olarak her bir oyuncunun kendi yorumunu çok farklı gördüğü, oyun başlarken "bu dünya tarihinde bir ilk!" manşetiyle reklamını yaptığı, ancak oyun bitip de evine gittiğinde tüm diğer eski oyuncular ile birlikte aslında aynı metni oynadığını fark ettiği bir oyun var ortada. İlişkiler üzerine yazılmış diğer tüm şarkılar,filmler ve ufak oyuncuklar bu büyük metnin belli bölümlerine referanslardan ibaret olunca haliyle kendi hikayenizden parçaları dışarıda gördüğünüzde "hah" diyorsunuz "işte benim yaşadığımı anlatıyor". Halbu ki hepimizin de yüz yıllardır yaşadığı sadece bu.
Hepsinin aynı olduğunu en arkada oturan ve interaktif oyuna dahil olmayan seyirci bilebilir ancak ne haddine sesini sahneye yetiştirmek. Kim dinledi ki şimdiye kadar onu? Dinlese ne olacak yeni bir oyun var mı bu oyun kaldırılınca sahneden...
Oyun aynı oyuncular farklı seyircilerde olaya ucundan kenarından dahil olunca aslında ilk yazıldığında çok temiz ve sonuca ulaşan bu hikaye yok yere dallanıp budaklanıyor. Çıkmazlara sapıyor bazen, açmazlara kimi zaman. Hayatın hali hazırda epey örselediği veya hiç dokunmayıp güçsüz bıraktığı oyuncular ise bu açmazlara katlanamıyorlar bazı bazı. Kısa kesiyorlar oyunlarını.
Oyunun atmosferindeki bazı karakterler karşılarındakini olduğundan çok fazla görürken, bazıları hiç mi hiç kıymet bilmiyor hor görüyor ancak bir kere büyü bozuldu mu seyirciler o halden çıktılar mı kattiyen dönemiyorlar aynı ruha. Kimse tekrarları sevmez ki! Bazen eski ünlü oyuncular tekrar sahneye dönüp eski seyircilerinden kalanları yeniden heyecanlandırır ya hani. En fazla o kadar etkileyici olabilir tekrarlanan oyunlar işte. Eski görkemlerinin gölgeleri yalnızca.
Şimdilerde oyuncular o kadar çok ve oyunlar kurmak o kadar kolay ki, kimse güvenemiyor da oyununa ya da gözleri hep başka oyunculara kayıyor. Kendi oyununa sahip çıkmak çok zorlarına gidiyor olmalı bunu anlayabiliyorum. Kusurları gözlerine batıyor ister istemez. Zaten kendi başına var olmak bu kadar zorken başkalarıyla var olmaya çalışmak korkunç bir uğraş oluvermiş.Hele insan kendisini bu kadar zor kabul edip sevebilirken, başkalarını oyuna dahil etmek çığrından çıkarıyor işi.
İlişkiler oyunu hiç kolay değil gerçekten. "İki kişi biribirini sevdi ve sonsuza dek mutlu yaşadılar" dile kolay! İki gönül bir olunca da bitmiyor iş illa araya hayat giri veriyor dinine yandığım. Aileler giriyor, ya para pul giriyor ya da yokluğu. 3 yaşında başına gelenler 33 yaşında eşine kötü davranmana sebep oluyor engelleyemiyorsun. Öyle ya da böyle zora koşuyorsun kendini ve karşındakini. Ancak sabırla sürebilir bu çağda ilişki oyunu güven bile imkansız neredeyse çünkü. Ancak karşılıklı ve danışıklı sabır huzur getirebilir...
İlham notu: Bülent Ortaçgil - Bu su hiç durmaz... "Sen kendine önlemler aldın, ben kendime yasaklar koydum, bu su hiç durmaz..."
Sonuç olarak her bir oyuncunun kendi yorumunu çok farklı gördüğü, oyun başlarken "bu dünya tarihinde bir ilk!" manşetiyle reklamını yaptığı, ancak oyun bitip de evine gittiğinde tüm diğer eski oyuncular ile birlikte aslında aynı metni oynadığını fark ettiği bir oyun var ortada. İlişkiler üzerine yazılmış diğer tüm şarkılar,filmler ve ufak oyuncuklar bu büyük metnin belli bölümlerine referanslardan ibaret olunca haliyle kendi hikayenizden parçaları dışarıda gördüğünüzde "hah" diyorsunuz "işte benim yaşadığımı anlatıyor". Halbu ki hepimizin de yüz yıllardır yaşadığı sadece bu.
Hepsinin aynı olduğunu en arkada oturan ve interaktif oyuna dahil olmayan seyirci bilebilir ancak ne haddine sesini sahneye yetiştirmek. Kim dinledi ki şimdiye kadar onu? Dinlese ne olacak yeni bir oyun var mı bu oyun kaldırılınca sahneden...
Oyun aynı oyuncular farklı seyircilerde olaya ucundan kenarından dahil olunca aslında ilk yazıldığında çok temiz ve sonuca ulaşan bu hikaye yok yere dallanıp budaklanıyor. Çıkmazlara sapıyor bazen, açmazlara kimi zaman. Hayatın hali hazırda epey örselediği veya hiç dokunmayıp güçsüz bıraktığı oyuncular ise bu açmazlara katlanamıyorlar bazı bazı. Kısa kesiyorlar oyunlarını.
Oyunun atmosferindeki bazı karakterler karşılarındakini olduğundan çok fazla görürken, bazıları hiç mi hiç kıymet bilmiyor hor görüyor ancak bir kere büyü bozuldu mu seyirciler o halden çıktılar mı kattiyen dönemiyorlar aynı ruha. Kimse tekrarları sevmez ki! Bazen eski ünlü oyuncular tekrar sahneye dönüp eski seyircilerinden kalanları yeniden heyecanlandırır ya hani. En fazla o kadar etkileyici olabilir tekrarlanan oyunlar işte. Eski görkemlerinin gölgeleri yalnızca.
Şimdilerde oyuncular o kadar çok ve oyunlar kurmak o kadar kolay ki, kimse güvenemiyor da oyununa ya da gözleri hep başka oyunculara kayıyor. Kendi oyununa sahip çıkmak çok zorlarına gidiyor olmalı bunu anlayabiliyorum. Kusurları gözlerine batıyor ister istemez. Zaten kendi başına var olmak bu kadar zorken başkalarıyla var olmaya çalışmak korkunç bir uğraş oluvermiş.Hele insan kendisini bu kadar zor kabul edip sevebilirken, başkalarını oyuna dahil etmek çığrından çıkarıyor işi.
İlişkiler oyunu hiç kolay değil gerçekten. "İki kişi biribirini sevdi ve sonsuza dek mutlu yaşadılar" dile kolay! İki gönül bir olunca da bitmiyor iş illa araya hayat giri veriyor dinine yandığım. Aileler giriyor, ya para pul giriyor ya da yokluğu. 3 yaşında başına gelenler 33 yaşında eşine kötü davranmana sebep oluyor engelleyemiyorsun. Öyle ya da böyle zora koşuyorsun kendini ve karşındakini. Ancak sabırla sürebilir bu çağda ilişki oyunu güven bile imkansız neredeyse çünkü. Ancak karşılıklı ve danışıklı sabır huzur getirebilir...
İlham notu: Bülent Ortaçgil - Bu su hiç durmaz... "Sen kendine önlemler aldın, ben kendime yasaklar koydum, bu su hiç durmaz..."
26 Haziran 2011 Pazar
Pozitif Elektrik 260611
-Çok sevdiğiniz eski bir şarkının akla gelmesi
-Her zaman geçtiğiniz bir muhitte bir seferindeki o şahane koku
-Temiz ev
-Duş aldıktan sonraki yeni nevresim takımı
-Her zaman geçtiğiniz bir muhitte bir seferindeki o şahane koku
-Temiz ev
-Duş aldıktan sonraki yeni nevresim takımı
Negatif elektrik...The begining
Eskiden (piyasadaki her dergiyi okuduğum zamanlar) Kemik isminde bir dergiyi de takip ederdim. Burada "Negatif elektrik" isimli bir bölüm arada aklıma gelir. Konsepte göre hayata dair çok basit ancak kişiyi hakikatten rahatsız eden durumları okurlar paylaşıyorlar... Demin başıma gelen bir durumla arada sırada buraya bazı negatif ve pozitif elektrik durumları yazmaya karar verdim...
Kafanın arkasındaki başınızı duvara dayayınca canınızı yakan sivilce
Tuvaletten sıçrayıp poponuza değen su damlası
Sabah 9 da kalkıp öğlen 2 ye kadar bir türlü acıkmamak
Uykuya tam dalacak gibiyken ışığın açık olduğunu fark etmek
Ay sonu...
Kafanın arkasındaki başınızı duvara dayayınca canınızı yakan sivilce
Tuvaletten sıçrayıp poponuza değen su damlası
Sabah 9 da kalkıp öğlen 2 ye kadar bir türlü acıkmamak
Uykuya tam dalacak gibiyken ışığın açık olduğunu fark etmek
Ay sonu...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)